“Ahilik ve Yol Töresi”ni anlatmak için yola girdik, nereden nereye geldik? Örneklerimiz fazlalık değil, ahilikle ne ilgisi var diye düşünmek, kestirmeden yanlış yola sapmak demektir. Anlattıklarımız “insan”ı gösteren, aynadan başka bir şey değildir.
Ahi, “yâran sohbetleri”ne katıla katıla olgunlaşıp pişer.
YARAN SOHBETİ
Bazı sohbetler ilâç gibi, bazıları
gıda gibi; bazıları mikrop, bazıları
da zehir gibidir.''
Kuşeyrî Risâlesi (M. S. 986-1072)
Akşam ezanından sonra
Ve çok defa bir cuma günü,
Genç, yaşlı, kıdemli, yeni,
Sökün eder peş peşe yarân([8])
Gelen, orta yere varınca durur,
Selâm verip, selâm alır
Sol göğsüne bastırarak sağ elini.
Ve yaş sırasına göre,
Sedir veya bir mindere
İlişince diz üstü çökerek,
Kuraldır, Çavuş tarafından
Sigara tutulur hemen, kahve ikrâm olunur.
Sigaralar, kuraldır yine,
Kibrit veya başka bir sigarayla değil,
Küçük el mangalile yakılır
Dolaştırılan.
Bakılmaz yaşlısına, gencine,
(Hem saygı işareti, hem bir çeşit tedbir olsa gerek,
Fincanlar yere, sigaralar tablaya bırakılır)
Her gelen için ayağa kalkılır.
Konuklar seyrelinceye kadar
Peşrevden peşreve geçer çalgıcılar.
Bu arada asla konuşulmaz.
Belirli süre dolar dolmaz,
Ünler Yarân Kahyası:
- Başağa, tamam olmuştur yarân!
Yani, tekmil verir.
Ve herkes kahvesini içtikten sonra gelen
Yarân için artık tören yapılmaz.
(Yarân Sohbeti, s. 21-22)
Yol, bu! Sohbet; danışarak, dinleyerek kararlaştırmak, anlamak, anlatmak için başvurulan en iyi ilaç. Bu sohbetteki her şey, kurallara bağlanmış ve dikkat ettiyseniz bu kurallar görülebilir hale getirilmiştir.
Tören başlar. Yola girme veya şed([9]) kuşanma törenlerinde ortaya su dolu toprak kap ve tuz kutusu konur. Cönk([10]), hadisi şerif ve açıklamaları, Kasası Enbiyâ([11]) ya da Kurân-ı Kerim okunur.
Tören yeri, çepeçevre sedirlerle çevrilmiş, ortaya üç sıra minder yazılmış, yüksek tavanlı, geniş, aydınlık bir mekândır.
Üç katlı, özel yün minderinde oturan Ahi Baba (Şeyh ve Seyyid de denilen yol gösterici), oturum değiştirmek için sağ dizini indirir, sol dizini kaldırır. Okuma işi sürdürülür. Sağ Çavuş testiyi, Sol Çavuş da süpürgesini kapar gelir. Yiğitbaşı, Ahi Baba’nın seccadesinin eteğini süpürür gibi yaparak su serper ve “bir elif çekercesine” yürür, “hak dileme zamanı”nın geldiğini bildirir. Âl-i Abâ’nın (Hz. Muhammed’in abası) yüzü suyu hürmetine, beş fitilli kandili özenle yakar, başı hizasına kadar kaldırır, içine “Hayatın tadı, tuzu, derdi, sefası!” diye üfler ve hemen cevaplar: Şeriat, tarikat, hakikat diye. Sonra içine üç tutam tuz attığı toprak tasa söyler gibi tarikat ulularını, pirânı, yarânı selamlar. Ahi Baba, verilen selamı alır, tören yoluna girer.
“Sorar Ahi Baba;
- Dargınlar barıştı mı, dargınlar?
- Barıştı!
- Helâllik alınıp verildi mi?
- Verildi.
Tuzlu su kabını dolaştırır sonra
Yönetici Yiğitbaşı,
Ahi Baba’dan başlayarak.”
(Tuzlu Su – Şerbet, s. 23-25)
Toprak tas, elden ele dolaştırılır, her dudağa değdirilir. Bu iş bitince, Yiğitbaşı yola, “tarikata ya da bir mesleğe girmek” isteyenlerin olduğunu haber eder. Sıralı pirânın hiçbirisi atlanmadan sayılır, özellikle ocak uğuru, şed mübarekliği ve Allah rızası için “Hû“ çekilir.
Yiğitbaşı, yola girecek adayla beraber halvete (banyo) girer, uygun bir yerde iki rekât hacet namazı kılar. Sonra yolunca dürülüp bükülen, iki renk, yollu pamuklu bir peştamal, yanında tas, biraz toprak, terazi, pala ile birlikte yola girecek kalfanın göz nuru, el hünerini sergileyen işlerinden biri getirilip Ahi Baba’nın önüne konur. Üç defa kapıya vurulur gibi yapılır, Ahi Baba duymazdan gelir, üç defa daha kapıya vurulur, “destur”([12]) alınır.
Sol başta önde Yiğitbaşı, sağ başta Usta; elleri göbeklerinin üzerinde adım adım ilerler. İki adım gerilerinden adayın hediye ve ustanın “Orta Sandığı”na yaptığı “Şükür Payı” çıkınlarını taşıyan iki yol kardeşi ile kalfa gelir. Sâlâvat çekilir. Kurân-ı Kerim’den ayetler okunur. Yiğitbaşı beraberindekilerle birlikte niçin huzurda olduklarını açıklar, kalfanın yola girme isteğinin kabulü için şed mübarekliği ister.
Yiğitbaşı, Yasin Sûresi’nden bir ayet okur, “âmin” der, ellerini çırak ve ustasının elleri üzerine koyar, dört hadis okuduktan sonra Şuâra Sûresi’yle devam eder:
“- İşitmiyor musunuz?
O sizin de Rabbiniz.
Gelmiş-geçmiş atalarınızın, da Rabbidir!
İşitmedinizse iyice işitin.”
(Terceman, s. 30)
Ululardan, yola girmek isteyen için görüşlerini bildirmelerini ve şed mübarekliğini –kuşak kuşanma- ister.
Sözün devamını çırak tamamlar:
“Hiçliğimi, hamlığımı bile bile,
Hakkı ödenemez usta himmetiyle
Ama, bir süpürge teslimiyetiyle
Yüz sürmeye geldim eşiğinize ben.”
(Terceman, s. 31)
Ahi Baba da ayrıca övülür, hediye çıkını kendisine sunulur. Yiğitbaşı yeniden sûreler okur ve dua eder, meşveret başlar. Sonuç bildirilir:
“- Sınansın yiğit Yol Töresi’nce!”
Yola girenlerin –usta olanların- dikkat edecekleri kurallar sıralanır, çeşitli örneklerle öğüt verilir, ulular tanıtılır, mesleklerin öneminden söz delir, uyarılar yapılır:
“- Beyaz bir kağıttır kavaf çarşısı, leke kabul etmez!
Orta Kesesi’nden ödenir borcu
Dara düşen esnafın, ama,
Dama atılır çürük pabucu,
Dükkân duvarına çakılır!”
(Kural, s. 34)
İyi de “Fütüvvet ne?” diye düşündüğünüzü sanıyorum. İlk Türkçe Fütüvvetnâme’yi yazdığına inanılan Burgaazi, şair Erman’ın dilinden bu soruya bakınız ne kadar kısa ama ne kadar da anlamlı bir cevap veriyor:
“7 harftir Fütüvvet:
Doğruluk, safâ, emanet, çekinme,
Kerem, mürüvvet ve hayâ.”
(Fütüvvet, s. 39)
Bütün bunlar tek tek anlatılır, ulu kişilere tekrar sorulur:
“- Ey Azizler! Ne buyurursunuz gönül sesine
Bu müridin,
Şed kuşanıp ustalar arasına girmesine?
Emektar ustalar, ulu kişilerden de:
- Uygundur, mübarek olsun.”
Karşılığı gelince, Ahi Baba çırağa son öğütlerini verir, kendisine ziyafet olarak “acı tuz sunuldu”ğunu, böyle bir sona razı olup olmadığını sorgular. Kalfa “evet” anlamında başını sallar.
“Ahi Baba – Pek âlâ, pek münasip.
Unutma, her şey, ama her şey, ama her şey, Hak’tan ve halktan!
El bizden, ey oğul, destur Allah’tan..”
Der, usulünce kalfaya tövbe ettirir. Tekbirler getirilir, ayetler okunur. Ahi Baba peştamalı açar, silkeler, sol eliyle kalfanın başından dolandırıp, beli hizasına indirir. Uçlarına teker teker okuyup üfler, düğüm atar, çözer. Bu işlem üç defa tekrarlandıktan sonra, Ahi Baba düğüm mührünün üstüne elini kor, salâvat getirir, kalfayı oturtur, tekbir getirir, kendisi de diz üstüne çöker, peştamalı bağladığı gence öğütlerde bulunur, yarâna döner:
“Şed mübarekliği için Fatiha!”
Çeker, tekbir tazeler, taş ve teraziye de işaret eder, üç kere kalfanın sırtını sıvazlar.
“El öpme, helâlleşme, kutlama.. derken,
Başlar sazlı, sözlü eğlence..”
(Şed, s. 46)
Bu sırada safranlı ılık helva önce Ahi Baba’ya, sonra yarâna ve komşu köylerdeki Ahi ocaklarına eksiksiz dağıtılır.
Aslında Mevlâna da yol töresini yaşayanlardan ve Mesnevî’sinde Ahiliği anlatanlardandır demiştik daha önce. Erman, şiirinin son bölümünde bu dediğimizi doğruluyor:
“Ve yine Şemsi Tebrizî Divânı'nda:
"Ey Hâkimi, fütüvvetin yiğitliğin, erliğin..
Ve mutlak sultanı, mürüvvet ülkesinin!
Sen ki önsözün peygamberliğin,
(Dağıt) gizilice yeme helvayı!"
Demiş ya Mevlâna Celâlettin-i Rûmî..
İşte bu altın anahtarlara göre,
Fütüvved, mürüvvet ve helva
Kalu Belâ'dan beri bir arada, yan yana.
Tarikat üzere, esnaf için
Yüz akı ve mürüvvettir şed.
Ve nasıl fütüvvetsiz olmazsa mürüvvet
Şed de helvasız kuşanılmaz.”
(Helva, s. 48-49)
Kitaba adını veren şiirde, Ahiliğin tanımı var. Şiir şöyle:
HALK HAKTIR
Önce, (amele kadem) sonra (ilme nazar).
Verimsiz, uygulanamayan bilim neye yarar?
Er kişinin kaybolmuş malıdır hikmet,
Var gücüyle çalışarak kavuşur ona
Çünkü, halka hizmetle başlar
Ve (amelledir ilmin kemâli).
Ne güzel:
"- Halk halktır!" demiş, Hünkâr Hacı Bektaş Veli.
Halk için, halkın yararına
Sürekli (Değişkenlikler) le (Bilim) ve (Çalışma) da;
Sürekli Değişmezlikler),
(Akıl ve (Ahlâk) yönünden!
Kardeşlik ve eşitlik, hürriyet ve bağımsızlık,
Sevgi ve adalet!
Tükenmez sabır, sonsuz gayret!
Himmet ve nefes ise, alçak gönüllü erenler'in
Yürekli ozanların Piri Horasanlı Hoca
Ahmet Yasevi'den
Ahilik, Tanrı’nın sonsuz rahmetinden damıtılmış
Can suyudur kısaca!..
(Halk Haktır, s. 52)
Ben işin kuru tarifini yaptım, Nüzhet Erman şiirli anlatımını. Erman hem bu kitabıyla, hem de her yönüyle okunmalı derim. Orhan Veli’nin şiirimize getirdiği, her şey şiirin konusudur anlayışını, kendi şiir dünyasında uygulayan ve gördüğünüz gibi “farklı bir hayat tarzı”nı şiirine sokan, daha doğru bir söyleyişle “Ahilik Destanı”nı yazan Erman’dır. Zor işi başardığını da görüyorsunuz. Kendi başına bağımsız ama öncekini tamamlayan, zincirin halkaları gibi 22 şiir yer alıyor kitapta. Bu şiirlerle Erman, kelimelerle mısra mısra resim çiziyor, folklor zenginliğimizi de ortaya seriyor. Üstelik Nüzhet Erman, manzumeci değil, şair. Hem de orijinal söyleyişlerin şairi. İnsan haklarının, ama gerçek insan haklarının bildirisi Halk Haktır. Toplumbilimcilerin de bu kitaptan öğrenecekleri çok şey var.
Ne dersiniz?
Oyhan Hasan BILDIRKİ
--------------------------------------------------------------------------------
[8] Yarân. Ahi törenlerinde, eğlence ve sohbet gecelerine katılan, Ahi Baba, (veya vekili) Kethûda, Yiğitbaşı (Başağa, Nâkib) Üstâdlar, Ustalar, Kalfa ve Çıraklar ve nihayet konuklardan meydana gelen topluluktur. (Halk Haktır, s. 71)
[9] Kuşak.
[10] Defter, kütük, albüm, bloknot.
[11] Evliya hikâyeleri.
[12] İzin.
Tags: ahilik